Bahar'ın yazılarından, fikirlerinden, görüşlerinden, anılarından, beğendiklerinden, sıkıldıkça karaladıklarından, mutluyken paylaştıklarından oluşan oluşum.
12 Haziran 2010 Cumartesi
ŞİKAYET
Cümlelerimi tıktın ruhuma. Yalnızlaştırdın beni de. Hiç istemediğim, kötüyü ve kötüleri düşünürken hayal bile edemeyeceğim kötülükler yaşattın bana hiç ummazken. Bencilleştin... Çıktın “sevdiğim adam” kalıbından. Zorlaştın, zorlaştırdın. Bütün yükü saldın omuzlarıma. Ruhuma bindirdiğin bin bir çaresizlik, bin bir cevapsız soru yetmiyormuş gibi. Sustun. Korkak oldun. Güvenimi sarstın, yalancı oldun. Sana aşık olmadığım zamanlarda bile ayrı bir kefeye koymuşken ben senin karakterini, ben sna ölürcesine aşıkken öldürdün içimdeki seni. “İstediğim erkek o değil” dedirttin. Aslında tam da istediğimdin zamanında... Şimdi neredeyse sönüyorsun içimde, yüreğim yangın yeri değil, sana ait hiç değil! Gerçekten de sen de herkes gibi oldun. Her erkek kadar sıradan, yüzeysel, düşüncesiz, çıkarcı, basit... Sustuğunda susuyorsun zannettin ama öyle iyi tanıyordum ki seni, tüm susuşların anlamlaştı bende. Hepsinin açıklamasını yaptım kendime. Ben içimde senin sevginle hem kadın hem erkek oldum bu hayata karşı. Savaşıp kazanması gereken senken, sanki benim kazanmamı hiç istemiyormuşsun gibi rekabet ettin benimle. Oysa sen savaşmayı bilmiyordun bile... Erkekliğine bok sürülmesin diye, “seni seviyorum” dediğimde “ben de” diyemedin. Sen daha kendini sevemiyorken, yine ısrarla babama benzeyip aslında yaşadığın hayatı sevmiyorken beni sevmeni nasıl bekleyebilirdim. Yine de bekledim... Sen hep aynı oldun! Dün beni dünyanın en mutlu insanı yapmışken, bugün yerin dibine soktun. Ses tonun bile ispat buna. Bizi o kadar anlamsız ve acımasız bir yalnızlığa sürükledin ki, bir yıllık özleminin acısını, bir yıllık çöküntünün intikamını, başarısızlıklarının intikamını benden almak istedin. O kadar yalnızlaştırdın ve farklılaştırıdnki, ben derdimi kimselere anlatamayacak hale geldim. Anlatabilsem de anlamayacakları bir hikaye yazdın bize. “Sonunu göremiyorum” dedin, ama başı nasıldı sen bile hatırlamadın. O kadar yalnız bıraktın ki beni sana benzemem için, kendime filmlerden kitaplardan çareler arar oldum. O kadar alışmıştım ki sana sen mutluyken mutlu, sen mutsuzken mutsuz olduk. Benim hislerim hep değersiz, önemsiz oldu. “Her şey senin istediğin gibi olsun” derken bu kadarını da kastetmemiştim. Yakmaya kıyamadığım çakmağına her bakışımda ben yandım. Çok sevdim. Şarkılar bile anlamsız artık diyecek kadar hissizleşmişken ben, sen benim sebepsiz göz yaşlarıma sebeptin. Tek isteğim “Senin yanındayım hep, kim olursan ol.” Demek isterken, aslında (inan bana) senden hiçbir şey beklemezken, sana sevgimi hissettirip, belki bir nebze, bir esrarın verdiği mutluluk gibi seni mutlu etmek isterken, sen sanki elindeki sigarayı yakıyormuşçasına ruhumu yaktın, mutsuzluğumu istedin. O çok beğendiğim resmine bakıyorum da yazıyorum şikayetimi. Gözlerine bakıyorum. Sana nefretimi kusmak istiyorum, sana beddualar sıralamak istiyorum ama ona bile izin vermeyecek kadar kalın duvarlar örmüşsün önüne, bakışlarından bunu anlıyorum. Resmine bakıp, “keşke yanımda olsa diyorum, o zaman belki değişirdik diyorum, mutlu edebilirdim diyorum, ama artık buna bile inanacak gücü bulamıyorum. Biz’e inanmıyorum. Tek isteğim ruhumun senin yanında olduğunu hissettirip, o kadar sorumluluğunun veya derdinin arasında sana güç vermek isterken, sana sırt olmak isterken, sen beni göremesen bile aslında ben her gün belki sürpriz yapıp da gelirsin diye süslenip, hayaline güzel gözükmeye çalışmak isterken, gelecekle ilgili planım sadece seninle güzel bir motorla gezmekken, hatta bazen okumamın amacı ilerde sana motor alacak kadar param olmasını ümit edip o hediyeyi sana kaçıncı doğum gününde vermem gerektiğini düşünürken, senin ruhunun beni hiç ama hiç anlamadığını hissediyorum. Sen toplumun koyduğu anlamsız kurallarla boğuşurken kendi içinde, bütün varlığınla onlardan korkup onlarla savaşırken, ben “seni seviyorum be adam” demek için çırpınıyorum. Her sessizleştiğinde ben savaşıp, güzel seslerle doldurmak isterken hayatını; benim sessizliklerimde sen hemen vazgeçip kaçıyorsun benden, sıkılıyorsun, anlamlaştıramadığın sığlıklarda yüzüyorsun. Kim hayatta daha çok şeyi kaçırıyor söylesene? Sen, benim dört sayfaya sığdırdığım düşüncelerimi beynine sığdırabilir misin? Yoksa yine susar mısın? Bilmez misin ki insanlar konuşa konuşa... Bilmez misin ki eğer seni rahatsız eden şeyleri bir kez söylesen açıkça, ben seni asla yargılamam ve inan ki anlarım. Sorunları konuşarak halledebilecek olmak varken, konuşmak varken, beni hayvan yerine koyup kokumla seni anlamamı, senle anlaşmamı istemek niye? Seni sevdiğim için değil mi... Değişim güzeldir diyip, ay gözlüklerini çıkarmamak niye? Ben senin istediğin gibi biri, sana layık biri olmak için çırpınırken beni kendinden nefret ettirmeye çalışmak niye? Sen de mutlu olmayı hak ediyorsun ve ben seni mutlu edebilecek gücü kendimde buluyorum inan bana. Ama tek bir kez olsun “Seni Seviyorum” deseydin benim sana söylememi beklemeden, sana inanırdım be adam...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder