Yaşamalı insan... Esinlendiği, "hayatımın şiiri" dediği bir şiiri olsun diye yaşamalı. Yaşamın güzelliklerini görmeli. İnsan kaybetmenin beş dakika, bir kazanımın ise yıllar alabileceğini bilerek yaşamalı. Kazandığını kaybetmemek için yaşamalı. Korumalı onu, çocuğuna duyduğu koruma içgüdüsüyle korumalı her kazanımını. Yeri gelirse savaşmalı! ama kan akıtarak değil, asilce ve sessizce savaşmalı. Belki kendisiyle savaşmalı önce insan. İç savaşı kazanıp, yaşamlı doyasıya! Hayatına her gün bir şeyler daha katabilmek için yaşamalı. Defa kez intihar etse de, ölüm onu direkten döndürdü diye yaşamalı. "Öldürmeyen Allah öldürmüyor." demek için yaşamalı. Yeniden doğuşun keyfini sürmek için yaşamalı. Hani herkesin dilinde "dünyaya bir kez geliyorum" klişesi vardır ya; dünyaya ikinci kez geldiği için yaşamalı, sıfırdan başlayarak hem de. Her yıkım, daha güçlü bir ayağa kalkışın sebebi olduğundan yaşamalı insan!
Kardeşi için yaşamalı. Uzaktan ile sevdiklerine karşı sorumluluk hissettiği için yaşamalı. Onları korumanın zevki için, her kötülüpe onlar yerine göğüs gerebildiği için yaşamalı, güçlü olduğunu kendine ispatlayabilmek için yaşamalı. Bir kardeşin yok mu? "Kardeş" gibi yüce bir varlığı, aynı anne-babanın kanını taşıyan, en önemlisi senin kanını canını taşıyan bu akrabalık ilişkisini bir başka vücuda yapıştırmak, yakıştırmak için yaşamalı. sonra da o vücut için yaşamalı. Hem de onunla beraber yaşamalı! Her yola beraber girmeli omuz omuza. Onun gözlerinde kendini görebilmek ve o gözlerde barınabilmek için yaşamalı. "O yoksa ben de yokum" demek için, bunu duyabilmek için yaşamalı. Paylaşmalı her şeyi "kardeş" dediği dostuyla. Kardeşi yoksa insanın... Sonsuz güven olmalı arada. İnsan bilmeli ki, arkadan konuşmaz o, şahsıma edilecek en hafif hakarette bile pençelerini çıkaracaktır o. Ben hayattan koptuğumda, kopmak istediğimde o benim dizginlerimi eline alınacaktır. Benim yerime başarıp, benim yerime yaşayacaktır hayal kırıklıklarını. Beni görebilmek için üç saatlik yol tepecektir hastalığına aldırış etmeden. Bir gün konuşmasak, bir hafta görüşmesek beni özleyecektir. Benimle kahkaha atıp belki de benimle ağlayacaktır. Böyle bir kardeşe sahip olmak için yaşamlı insan. Sahip olduktan sonra da korumak için... Yeri gelirse aklı benden üstün, zekası benden ilerde olacaktır, olmalıdır. Benden başarılı olacaktır. Ya da ben ondan. Kelepçeyle bağlanmış iki kol gibi, iki ayrı kolu birbirine bağlar gibi gönlünü de aklını da zincirleyecektir bana. Üstünlük taslamadığı için, senin başarılarını kıskanmayıp aksine kendininmişçesine gurur duyduğu için kardeştir o. Ben de onun kardeşi... Bu kardeş için yaşamalı insan. Ve sonra onu göz bebeği gibi korumak için. Hiç gitmesin benden diye...
Küçük şeylerden mutlu olmayı becerebilmek için yaşamalı insan... Hem acıkmış hem de kaybolmuşsan bilmediğin asfaltlarda; en sevdiğin yemeği önüne koyacak olan o bilmediğin yoldaki restoranı bulmanın mutluluğuyla yaşamalı. Ve işte o restoranın ekranında takımının maçıyla karşılaşma heyecanıyla yaşamalı. "Terslikler üst üste gelir"e inat, "güzellikler peşi sıra gelir"i onayladığı için hayatında, yaşamalı insan. hiç tanımadığı bir insana içini dökmenin huzuruyla yaşamalı insan. Rahatlama hissi tüm ruhunu sarınca "keşke" değil de "iyi ki" dediği için, yaşamalı. Hani ucu tükenmiş kurşun olur ya, o son küçük ucu amaçsızca ikiye bölmek ve öyle çöpe atmak için yaşamalı. O küçücük parçayı inatla ikiye bölmek için uğraşmalı, belki de azmin göstergesi olarak... İnsandan çok bir hayvana bağlanmak için yaşamalı. Gözlerinin içine bakıp dertleşmek için, seni dinlediğini hissettikçe daha da çok anlatmak için. Evden bir süreliğine uzaklaştığında, onların tüyüne dokunabilme hasreti için yaşamalı için. tıpkı geri dönüşünde annenin en sevdiğin yemeklerine duyduğun hasret gibi. En sevdiğin erkeklerden birini askere yolladığın, yollamak zorunda kaldığın için; beklemenin umutlu ve sona erecek bir bekleyiş olduğunu bildiğin için yaşamalı. Vatani görevini yapan için şafak saymanın gururuyla yaşamalı. Şafaklarını senden öğrendiği için, sağlığını ve o uzun tatilini merak etmek için yaşamalı. Yaşamalı işte arkadaş! Her şeye değdiği için, yaşam her şeyden güzel olduğu için, biz dilemeden bize sunulduğu için yaşamalı!
B.
20/06/2010 14:30
Bahar'ın yazılarından, fikirlerinden, görüşlerinden, anılarından, beğendiklerinden, sıkıldıkça karaladıklarından, mutluyken paylaştıklarından oluşan oluşum.
26 Haziran 2010 Cumartesi
20 Haziran 2010 Pazar
GECE SESSİZLİĞİ
Yine bi gece sessizliğiyle baş başayım, tek cıvıltım yazın uçuşan sivrisinekler. yalnızlığıma şimdi onlar dost oluyor. gecenin hışırtısı yine daldırıyor beni hayallere, yine farazi gerçekler peşindeyim. yine umutluyum. yine mutluyum. her zaman böyle mutlu mu olmalı yoksa korkmalı mı başına geleceklerden? ben istemezsem ne gelebilir ki başıma şu dünyada? ben izin vermezsem ne olabilir ki bana? "bu düşünceyi sil kafandan" dedi annem. insan kaderini bazı yerlerde kendi çizemez... şekillendirir, rotanı çizer biri senin adına. ve sen hiç kimseye sormadan yürürsün o yollarda. "sora sora bağdat bulunur"u unutursun. belki sorsan, belki çabalasan kendin şekillendirirdin yolunu. o "biri"ne muhtaç olmazdın belki de.. ama ben şimdi o "biri"ne muhtacım. "mış gibi"yim. yolumu çiz hadi. hadi şekillendir yaşantımı. bi kere de elimde olmasın ipler, bi de senin istediğin gibi olsun her şey. söz veriyorum bu sefer doğrular senin doğruların... söz veriyorum akıntıya bırakıcam kendimi.
ama istediğime ulaştır beni. ağaç dallarının arasından görmeyeyim gökyüzünü. hoş, ağaçları da gördüğüm yok ya dalının arası olsun! hadi yücelt beni. çek fotoğrafımı, çiz kara kalemle olmak istediğim resme.
keşif insanıyım ben. doymam ki keşfetmeye, araştırmaya, öğrenmeye. ama zorakileştirmeye çalışma bilmek istediklerimi. bırak yolumda taştan halılar olmasın. bırak hadi beni!
hani hep toplumca makbul görülen olmak zorundayız ya, hani toplum ister ya bazı şeyleri ben de toplumun bi parçasıyım ve ben böyle istiyorum! böyle işte böyle... anla beni.
insan ne ile yaşar söyle bana. ya şimdiki insanlar ne ile yaşıyor onu da söyle. farkı da söyle! topla, çıkar, ikiye böl. bak, matematik bile bilmiyor farkın farkını. işte böyle ince düşünmek...kimse yapmıyorken neden ben yapayım ki... neden ben de "parça" olamayayım ki... nedir ki doğru dediğin. insanın bi kulağından girip diğerinden çıkmaz mı aynı anda? yaz mevsimi işte. severim yaz çorbasını da yazımı yaz gibi çorba yapmayı da. şimdi dalsam en sıcak denize, en uzaktakine. kimse bulamasa belki de... senin umrunda olur mu? yapamam! hayallerim ne olacak? söz verdin bana, gerçekleştireceksin. hani sen çizecektin yolumu, hani alın yazısı denilen görünmez yazı senin kaleminle yazılırdı? tut hadi sözünü. madem çok güvenilirim ya ben, hani bu hissiyatı sen vardın ya bana, hadi şimdi ben sana güveniyorum o verdiğin ağır yüklü duyguyla. hadi gerçekleştir hepsini. hadi taşı beni gökyüzüne. kimim var ki senden başka!!
ama istediğime ulaştır beni. ağaç dallarının arasından görmeyeyim gökyüzünü. hoş, ağaçları da gördüğüm yok ya dalının arası olsun! hadi yücelt beni. çek fotoğrafımı, çiz kara kalemle olmak istediğim resme.
keşif insanıyım ben. doymam ki keşfetmeye, araştırmaya, öğrenmeye. ama zorakileştirmeye çalışma bilmek istediklerimi. bırak yolumda taştan halılar olmasın. bırak hadi beni!
hani hep toplumca makbul görülen olmak zorundayız ya, hani toplum ister ya bazı şeyleri ben de toplumun bi parçasıyım ve ben böyle istiyorum! böyle işte böyle... anla beni.
insan ne ile yaşar söyle bana. ya şimdiki insanlar ne ile yaşıyor onu da söyle. farkı da söyle! topla, çıkar, ikiye böl. bak, matematik bile bilmiyor farkın farkını. işte böyle ince düşünmek...kimse yapmıyorken neden ben yapayım ki... neden ben de "parça" olamayayım ki... nedir ki doğru dediğin. insanın bi kulağından girip diğerinden çıkmaz mı aynı anda? yaz mevsimi işte. severim yaz çorbasını da yazımı yaz gibi çorba yapmayı da. şimdi dalsam en sıcak denize, en uzaktakine. kimse bulamasa belki de... senin umrunda olur mu? yapamam! hayallerim ne olacak? söz verdin bana, gerçekleştireceksin. hani sen çizecektin yolumu, hani alın yazısı denilen görünmez yazı senin kaleminle yazılırdı? tut hadi sözünü. madem çok güvenilirim ya ben, hani bu hissiyatı sen vardın ya bana, hadi şimdi ben sana güveniyorum o verdiğin ağır yüklü duyguyla. hadi gerçekleştir hepsini. hadi taşı beni gökyüzüne. kimim var ki senden başka!!
Bugün 4. Gün...
Bugün dördüncü gün.. Sekiz mesaj etti cevapsız kalan. Oysa bugünden ümitliydim, bayramdır diye umursarsın sanmıştım. Çocukça bir ümit işte... Hani bayramda küsler barışır ya, biz küs olmadığımız halde barışamıyor kavuşamıyoruz. Ben sensiz geçen dördüncü günümde sana mektuplar biriktiriyorum yine. ve yine çaresizim. Sen olmadan dört gün dayanabiliyormuşum, az önce aradım seni. "Ramazan ayı bitti, belki uyanıktır, içiyordur" dedim, tek bir "alo"nu duymayı ümit ettim ama yine cevapsız kaldım. Halbuki sadece "seni özlediğimi bil!" diyip bir de üstüne kendine iyi bak cümlesini ekleyip kapatacaktım telefonu. ama cevapsız kaldım... bitti mi yani? bu hikaye ve bu imkansız aşk hiç dokunamadan bitti mi? hiç sana dokunamadan, tenini hissedemeden? ve hiçbir şey söylenmeden? dar ağacındaki mahkuma bile son isteği sorulurken, bn sana son kez seni sevdiğimi söyleyemedim mi? gittin mi, bu sefer haber vermeden? bu acı beni hasta eder demiştim, sen bildiğini okudun. çaresizliğimi mazur gör ben sadece çok sevdim. unutabilmeyi umuyorum. şimdilik, dün gece rüyama girdiğin bir hikaye beni ayakta tutuyor. bana "seni seviyorum inan bana, seni çok seviyorum neden inanmıyorsun?" demiştin. rüyamda! şimdilik buna inanıyorum safça. hoşçakal diliyorum bu gecelik de sana. vicdanın rahat bir şekilde uyuduğun yatağında ben buradan sana öpücüklerimi yolluyorum güvercin ayaklarında...
B.
21/09/2009
B.
21/09/2009
Beni Güzel Hatırla
Beni güzel hatırla
Bunlar son satırlar
Farzet ki bir rüyaydım esip geçtim hayatından
Yada bir yağmr sel oldum sokağında
Sonra toprak çekti suyu kaybolup gittim
Beklide bir rüyaydım
Senin için..
Uyandın ve ben bittim
Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben her şeyini
Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini
Beni üzdün kınamadım
Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım
Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım
Sakladım günahını sevabını içimde
Sessizce gittim senden öncekiler gibi sende anlamadın
Beni güzel hatırla
Sana unutulmaz geceler bıraktım
Sana en yorgun sabahlar
Gülüşümü gözlerimi sonra sesimi bıraktım
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka
Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye
Vedalar bıraktım duraklarda
Ne arasan bir sevdanın içinde
Fazlasıyla bıraktım ardımda
Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Anlından öptüğüm dakikaları
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğini düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
GİDİYORUM!
Orhan Veli Kanık
Bunlar son satırlar
Farzet ki bir rüyaydım esip geçtim hayatından
Yada bir yağmr sel oldum sokağında
Sonra toprak çekti suyu kaybolup gittim
Beklide bir rüyaydım
Senin için..
Uyandın ve ben bittim
Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben her şeyini
Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini
Beni üzdün kınamadım
Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım
Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım
Sakladım günahını sevabını içimde
Sessizce gittim senden öncekiler gibi sende anlamadın
Beni güzel hatırla
Sana unutulmaz geceler bıraktım
Sana en yorgun sabahlar
Gülüşümü gözlerimi sonra sesimi bıraktım
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka
Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye
Vedalar bıraktım duraklarda
Ne arasan bir sevdanın içinde
Fazlasıyla bıraktım ardımda
Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Anlından öptüğüm dakikaları
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğini düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
GİDİYORUM!
Orhan Veli Kanık
19 Haziran 2010 Cumartesi
Bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
Can YÜCEL
Kıskanıldığını Sanan İkinci El Kadınlara
Bazı insanlar çok zeki olduklarını sanırlar... Çok ulaşılmaz... Çok yüce...Hiç vazgeçilmez... Ve inanırlar yanındakilere, güvenirler sıkıca ama bilmezler ki uğruna karşı tarafa saldırıda bulunan bedenleri çoktan satılmış,çoktan karşı tarafa mağlup olmuş yanındakiler...Bence bilse de bunu kendine itiraf edememekten gelir hırçınlığı... Bu yüzdendir saldırışları ve kıskançlıkları... Kimsenin umrunda olmayan bu insanlar kıskanıldıklarını sanırlar ama aslında bir et parçasından başka bir şey değillerdir bizim gözümüzde... Biz sadece acıyoruz bu hemcinslerimize! Ve biliyoruz ki onlar daima, erkeklerden zeki olan kadınların ikinci eli olmaya mahkumdur!..
Bahar E&Burcu K
12 Haziran 2010 Cumartesi
ANNEMİN HEDİYESİ
Annemin hediyesi gibi beyazsın içimde, yüreğimde..
Onun kadar temizsin, özelsin benim için.
Nerdesin bilmiyorum da eminim bende olduğuna.
Dayanmak güç geliyor artık yokluğuna.
Hani hep varmışsın da şimdi yokmuşsun gibi...
Hani biliyorumki herkesten farklısın ya,
Biliyorumki kimse sen olamaz ya,
Ve biliyorumki sonunda bana kendini sevdirdin!
Ama ben bazen taşıyamıyorum
Rüyalarıma girmiyorsun belki ama
Benim hayal dünyamın rüyalarındasın hep.
İsterdimki hep yanımda ol,
Hep benle ol...
Hani annemin beyaz hediyesi var ya,
Hani beni çok mutlu eden,
İşe onun gibi cebimek oyup gezdirebilseydi seni sosyeten,
Ve bir kez daha mutlu olsaydım taşıdığım bişey için...
Artık bir ruhum olduğuna inandığım sırada,
Gördümki ruhum senin için akan gözyaşlarımla beslenir olmuş.
Aşığım demek çok zor gelse de,
Bu benim sorunum...
Ya da sorumsuzluğum.
Sorgulamak istemesem de
Yine seni düşünürken buluyorum kendimi.
Geceleri salondaki üçlü koltukta uzanıp tv izlerken,
Nedendir bilmem senin hayalin canlanıyor gözümde.
Sanki o evde sen benle yaşıyormuşsun da
O koltuğa öpmeye gelmişsin beni, gibi...
Koltuk bile senden yakın bana oysaki!
Kısmet mi denir kader mi bilmem de
Pek de kaderimi yaşamaya razı gibi gözükmüyorum.
Rolüm buraya kadar!
Gece yine sahici ben oluyorum!
Ve işte o sahiciliğimde ben seni arıyorum
Varlığını arıyorum
Bulamıyorum ya, sesini arıyorum.
Ve tek bir alo diyişin
Ahhh o sesin...
“İşte dünyalar benim oldu”
Bir bilsen sesinle ruhum ne hale geliyor,
Bir bilsen ben dudaklarımı aptal bir sırıtışa oturmuşken buluyorum hep.
Bir bilsen ne çok mutlu oluyorum.
Bir bilsen sesini duyduğum gün benim en mutlu günüm...
Bir bilsen o mutluluğa gözyaşları da karışıyor...
Ama ben biliyorum...
Biliyorumki birgün seninle olduğumda,
Senin yanında olduğumda,
Biliyorumki asıl o zaman dünyanın en mutlu insanı olacağım!
Biliyorumki o çok istediğim şeyi dakikalarca gerçekleştireceğim;
Sana sarılmayı...
Biliyorumki ellerin beni sardığında sonsuz bir huzur bulacağım.
Ama şimdilik bulamıyorum
Yoksun...
Ne yapalım...
Kısmet...
Beklemeye değer misin, göreceğiz.
Değmezsen değme, benim içimde değil misin!
Ben yine bekliyorum!
Sabrımın son zerresinde,
Artık tahammül edemediğim noktada,
Gözyaşlarımı tükettiğimde,
Biliyorumki karşımda olacaksın.
Ve ben bu sefer mutluluk gözyaşları akıtmak için
Besliyor olacağım kendimi,
Sevgimi...
Sevgimizi...
Evet, sen benim hayatımın erkeği
Seni seviyorum!
Sen bana tanrının hediyesi!
ŞİKAYET
Cümlelerimi tıktın ruhuma. Yalnızlaştırdın beni de. Hiç istemediğim, kötüyü ve kötüleri düşünürken hayal bile edemeyeceğim kötülükler yaşattın bana hiç ummazken. Bencilleştin... Çıktın “sevdiğim adam” kalıbından. Zorlaştın, zorlaştırdın. Bütün yükü saldın omuzlarıma. Ruhuma bindirdiğin bin bir çaresizlik, bin bir cevapsız soru yetmiyormuş gibi. Sustun. Korkak oldun. Güvenimi sarstın, yalancı oldun. Sana aşık olmadığım zamanlarda bile ayrı bir kefeye koymuşken ben senin karakterini, ben sna ölürcesine aşıkken öldürdün içimdeki seni. “İstediğim erkek o değil” dedirttin. Aslında tam da istediğimdin zamanında... Şimdi neredeyse sönüyorsun içimde, yüreğim yangın yeri değil, sana ait hiç değil! Gerçekten de sen de herkes gibi oldun. Her erkek kadar sıradan, yüzeysel, düşüncesiz, çıkarcı, basit... Sustuğunda susuyorsun zannettin ama öyle iyi tanıyordum ki seni, tüm susuşların anlamlaştı bende. Hepsinin açıklamasını yaptım kendime. Ben içimde senin sevginle hem kadın hem erkek oldum bu hayata karşı. Savaşıp kazanması gereken senken, sanki benim kazanmamı hiç istemiyormuşsun gibi rekabet ettin benimle. Oysa sen savaşmayı bilmiyordun bile... Erkekliğine bok sürülmesin diye, “seni seviyorum” dediğimde “ben de” diyemedin. Sen daha kendini sevemiyorken, yine ısrarla babama benzeyip aslında yaşadığın hayatı sevmiyorken beni sevmeni nasıl bekleyebilirdim. Yine de bekledim... Sen hep aynı oldun! Dün beni dünyanın en mutlu insanı yapmışken, bugün yerin dibine soktun. Ses tonun bile ispat buna. Bizi o kadar anlamsız ve acımasız bir yalnızlığa sürükledin ki, bir yıllık özleminin acısını, bir yıllık çöküntünün intikamını, başarısızlıklarının intikamını benden almak istedin. O kadar yalnızlaştırdın ve farklılaştırıdnki, ben derdimi kimselere anlatamayacak hale geldim. Anlatabilsem de anlamayacakları bir hikaye yazdın bize. “Sonunu göremiyorum” dedin, ama başı nasıldı sen bile hatırlamadın. O kadar yalnız bıraktın ki beni sana benzemem için, kendime filmlerden kitaplardan çareler arar oldum. O kadar alışmıştım ki sana sen mutluyken mutlu, sen mutsuzken mutsuz olduk. Benim hislerim hep değersiz, önemsiz oldu. “Her şey senin istediğin gibi olsun” derken bu kadarını da kastetmemiştim. Yakmaya kıyamadığım çakmağına her bakışımda ben yandım. Çok sevdim. Şarkılar bile anlamsız artık diyecek kadar hissizleşmişken ben, sen benim sebepsiz göz yaşlarıma sebeptin. Tek isteğim “Senin yanındayım hep, kim olursan ol.” Demek isterken, aslında (inan bana) senden hiçbir şey beklemezken, sana sevgimi hissettirip, belki bir nebze, bir esrarın verdiği mutluluk gibi seni mutlu etmek isterken, sen sanki elindeki sigarayı yakıyormuşçasına ruhumu yaktın, mutsuzluğumu istedin. O çok beğendiğim resmine bakıyorum da yazıyorum şikayetimi. Gözlerine bakıyorum. Sana nefretimi kusmak istiyorum, sana beddualar sıralamak istiyorum ama ona bile izin vermeyecek kadar kalın duvarlar örmüşsün önüne, bakışlarından bunu anlıyorum. Resmine bakıp, “keşke yanımda olsa diyorum, o zaman belki değişirdik diyorum, mutlu edebilirdim diyorum, ama artık buna bile inanacak gücü bulamıyorum. Biz’e inanmıyorum. Tek isteğim ruhumun senin yanında olduğunu hissettirip, o kadar sorumluluğunun veya derdinin arasında sana güç vermek isterken, sana sırt olmak isterken, sen beni göremesen bile aslında ben her gün belki sürpriz yapıp da gelirsin diye süslenip, hayaline güzel gözükmeye çalışmak isterken, gelecekle ilgili planım sadece seninle güzel bir motorla gezmekken, hatta bazen okumamın amacı ilerde sana motor alacak kadar param olmasını ümit edip o hediyeyi sana kaçıncı doğum gününde vermem gerektiğini düşünürken, senin ruhunun beni hiç ama hiç anlamadığını hissediyorum. Sen toplumun koyduğu anlamsız kurallarla boğuşurken kendi içinde, bütün varlığınla onlardan korkup onlarla savaşırken, ben “seni seviyorum be adam” demek için çırpınıyorum. Her sessizleştiğinde ben savaşıp, güzel seslerle doldurmak isterken hayatını; benim sessizliklerimde sen hemen vazgeçip kaçıyorsun benden, sıkılıyorsun, anlamlaştıramadığın sığlıklarda yüzüyorsun. Kim hayatta daha çok şeyi kaçırıyor söylesene? Sen, benim dört sayfaya sığdırdığım düşüncelerimi beynine sığdırabilir misin? Yoksa yine susar mısın? Bilmez misin ki insanlar konuşa konuşa... Bilmez misin ki eğer seni rahatsız eden şeyleri bir kez söylesen açıkça, ben seni asla yargılamam ve inan ki anlarım. Sorunları konuşarak halledebilecek olmak varken, konuşmak varken, beni hayvan yerine koyup kokumla seni anlamamı, senle anlaşmamı istemek niye? Seni sevdiğim için değil mi... Değişim güzeldir diyip, ay gözlüklerini çıkarmamak niye? Ben senin istediğin gibi biri, sana layık biri olmak için çırpınırken beni kendinden nefret ettirmeye çalışmak niye? Sen de mutlu olmayı hak ediyorsun ve ben seni mutlu edebilecek gücü kendimde buluyorum inan bana. Ama tek bir kez olsun “Seni Seviyorum” deseydin benim sana söylememi beklemeden, sana inanırdım be adam...
GİT!
Yine hayalinle tutuştu beynim
Seni istiyor, seni düşlüyor,
Bitmiş olamaz
İnanış kırıntıları biriktirdim
Düşünce hamuruma ekledim
Gitmeyeceksin varsaydım
Gitmemeni diledim
Beynim diyor:
O yok, sen varsın!
Olmadı o, sen olduğunda
Rüyalarındaki gibi sahte değildi hayat
Rüya değildi yaşadıkların
Acıklı acıların
Sen hep tek başınaydın
Kal yine yalnız!
Varsın o olmasın
Ne olurdu ha?
İnandı taze beynim sözlerine
İşte o dedi
O asla yalan söylemez!
Bu da rüyalarım kadar yalan oysaki
Kime inanır beynim bundan sonra
Seni rüyasına misafir eyledikten sonra
Olmadı öncesi, sonrası yok
Kabul et a salak!
Kimsinki onun huzurunda
Sen isyankar çabalar beslesen ne olur
Kim duyar seni
Kim bastırabilir isyanını
Kim karşı koyabilir asiliğine
Asilzedelerin buyrukları gibi
“git!” şimdi
O yok ya
Sen de olma artık
Gücün yok beyninin de ruhunun da kalbinin de
Biliyorum...
Bu yazıda ne çok kişiyle konuşmuşum
Deliriyorum...
Unutmak çok zor olsa da
Hatta belki imkansız
Unut onu.
Savaşan kazanırdı şimdiye kadar
Sen de varken o güç
Karşındaki istemiyorsa savaşmak
Kabul ettiyse yenilgiyi
Şimdi sana ona tahtını vermek yaraşır
Taht kollarının yanında ganimetleriyle.
Övünsün dursun kazandıklarıyla
Ya da üzülsün belki en az senin kadar
Ama sen karmaşıksın ya
Cezalandırdı seni zalim
Karmaşıksın diye
İşleri karıştırdın diye
Israrla savaştın diye
İnatla kaybettin diye
Tıksın seni dünyanın dibine
Versin cezasını böyle.
Şimdi çağırsın cariyelerini paşa hazretleri
Oynasınlar önünde
Eğlensin dursun
Sevinsin coşsun
Sen kaybettin, yani ben!
Şimdi benim de gücüm yok artık
Her güzel şey bitermiş
Sen kendini kötü bitirdin
Kalbim der ki:
Onu hep güzel anımsa.
Savaşlar kirlilikler çirkinlikler
Benimle ölecek şimdi
Gün gelecek acıtmayacak.
Sevdiğim vücudunda
Belki ellerinde
Ben yok oluyorum şimdi sol yanında
Acıtan da bu aslında
Ben yok oluyorum
Ben gidiyorum
Ama
Ama
Vazgeçmiyorum
Sana inat
Paşa hazretleri olsan da...
BAMBAŞKASIN
Bambaşka bir şeysin sen. İçimden atamadığım parçam, unuttum desem de her gün alevlenen ateşim , suladıkça inatla daha da batan, daha derin yaralar açmaya meyilli bir kaktüs gibisin. Herkesten farklı olduğun için büyüdükçe küçülmeni, beslendikçe solmanı isterdim oysaki. Belki de aynısın. Herkes kadar.. ben kadar. Senin yok olman gerekirken, bitmesi gerekirken, bitmesi gereken senken; her gün eriyen benim. Yapmadığım, yapmaya çalıştığım, istediğim, beklediğim… her şey kötü işte. Her şeyin kötüsünü yaptım. Nefret ettiklerimi neredeyse sever hale geldim. Şikayetim sana değil paşam, çabam kendimle. Çabam kendimi bitirmek! Eriyorum gün geçtikçe. Sensizlik annesizlik gibi. Sen benim için aşk olmadın ,aşık olduğum olmadın hiçbir zaman. Herkesten özel, en çok da farklı bir varlıktın işte. Bendeki değerini sana anlatamadım. Ya da anladığını belli etmedin. Yaşayamıyorum işte sensiz. Çok özledim! Sensiz geçen her günü boşa yaşıyorum sanki. Sensiz olmamalıyım sanki. Ölmeliyim sanki! Ölmek istiyorum yine. Ama sen de benimle gel istiyorum. Ölüme bile… nefret edip de hiç zevk almadığım, sebebini bilmeden üst üste içtiğim dokuz sigara gibi… neden sensiz olduğumu bilmiyorum, sensizlikten nefret ediyorum. Çok ömrüm kalmadı, varsa da ben tüketmek için elimden gelenin fazlasını yapıyorum. Manevi kalp ağrım sensin, ama beni öldürmek isteyen bir de gerçek kalp ağrım var. İsteyerek boyun eğmem ben! Dön dayanamıyorum artık…
Acil Kan Aranıyor
ihtiyaç anında lazım olan acil kan gibi... Nadir olduğundan mıdır yoksa insan hayatı önemsiz olduğundan mıdır nedir; genelde bulunamayan, ulaşılamayan o kan... Hani o kan bulunsa, gelse makinede yaşamaktan vazgeçip senle gerçek bir hayat yaşayacakmış gibi... Hayaller kadar uzakta kan! Vücudumun yüzde kaçı kan? Yüzde kaç ihtiyacım var sana? İhtiyaçtan satılık kan olsam peki, alma ihtimalin kaç? Sıfıra sıfır elde var sıfır değil mi? Hayat yine cilveli oyunlarından oynadı ve ben sıfır puanla ayrıldım oyundan değil mi? Peki ya kazanan kim? Ya da ne? Aşk mı? aşk hiç kazanmadı ki, bugün de kazanmadı bak! alkol kanımda kol gezerken, sen bana artık oluk oluk kan versen de hayata döndürsen ne olur ki? Ama acaba bunu istiyor musun ki? İhtimalin kaç? Hayat yine beklemeye aldı kendini... Acil kan aranıyor!
Bu Sefer Başlık Yok
uzunca bi yoldan ibaretti her şey. uzundu hikaye, upuzun… özlemler, beklemeler, sevgiler, konuşmalar hepsi çok uzun. ve uzundu sana gelen yol. kısaydı aslında ama gözümüzle uzun ölçtük biz onu gözümüzde büyüttük, uzun geldi... o yol boyu özledik. uzunca yıllar bekledik. hem yıl geçsin die bekledik hem de yıllar bizi yakınlaştırsın die. yakınlaştık... derken hep uzaktık. yol boyu uzaktık. o yolu beraber katettik, o yol boyu uzaktık. kurduğumuz cümleler uzaktı. imkansızlıklar yakınlaştı, bir bir yok oldu. uzaklaşıyorken daha çok yakınlaşıyorduk sanki. bir adım daha… işte kaldı son bir adım… yol uzak evet, bizim katettiğimiz yıllarımız da uzun... attığımız her adımda bir yaşanmışlık, o yaşanmışlığın getirdiği bir unutulmazlık ve hatta tecrübelerle büyüme var. farkındalıklardan kaçan büyük bir değişim var aslında. Yaklaştıkça büyüdük, değiştik. kimi zaman o uzaklıklar daha da uzak oldu, kimi zaman bir araya gelme sebebiydi. o uzun yolda ne büyük emekler vardı çift taraflı ve ne büyük körlükler vardı çift taraflı. iki yabancı gibi uzaktık da iki sevgili gibi yakındık hep. o uzun yolda, o katedilen uzun mesafede şarap tadında sıcak bir yakınlık vardı yıllar boyu.. kalplerimiz hep yakındı her şeye rağmen... yakın kaldı arzuyla. ve şimdi önümüzde uzun bir yol, uzun yıllar daha var. upuzun hayaller var beraberce kurulan, kurulmuş olan, gerçekleşmesi gereken... manen hep yakındık da madden yakınlaşmak için uzunca günler, geceler, özlemler vuslatlar, şişe dibine vurmalar gerekir hep. her uzaklık bir yakınlıksa eğer, zıt kutuplar zıtlıklar kadar uzakken, hep yaklaşmak istiyorlarsa birbirlerine; zıtlığınla, aynılığınla, farklılığınla, uzaklığınla hep yakınım sana! hep yakın kalacağım sana! hisset ensendeki nefesimi, hisset yakana yapışmış ellerimi, hisset kalbindeki sıcaklığı, beynindeki düşünceleri… gördün mü işte yaşamanı sağlayan ama her gün zarar verdiğin organların kadar yakınım sana! bi o kadar yakınsın bana sevgilim...
SABIR
Sabır... Hani şu sonu selamet olan vaka. Hiç bu kadar yazar olmamıştım ben. Hiç bu kadar şair hissetmemiştim ruhumu. Hiç akmamıştı kelimelerim oluk oluk, yarım kalan ruhumdan. Ruhumun diğer yarım yanı sensin. Yanımda olmayan da yine sen. Sen farkında olmadan kırdığında tavla pulu gibi olan ruhumu, ben hep bıraktığın açık kapıdan oyuna girmek istemiştim. Ben hep oyundaydım da, oyunbozanım yoktu. Hayat hilelerle dolu olsa da ben kazanmaya alışıktım. Sabrın gücüne ve bana güç katan kuvvetine inanmıştım. Sen bana “her zaman kazanamazsın” demiştin ama kazanmamı istediğin her halinden belliydi çünkü bir de “çok dua edersen olur belki” demiştin. Belki... olacak, göreceksin. Yine kazanacağım, onu da göreceksin. Bunun da hayali olmasa nasıl yaşar insan denen varlık. Hayalin olmasa nasıl yaşarım insanmışçasına. Sana biriktirdiğim mektuplarım var ya, hoş sen bilmiyorsun ya, onları bir gün senin yanında sana okutacağımın hayali olmasa nasıl yaşarım. Daha aptallıklarıma güleceğiz beraber. Daha sarılıp ağlayacağız beraber. İki yabancıyız ya hani. Ruhumuz, ruhlarımız kapalı kutu ya... daha yabancılaştırdığımız ruhlarımızı birleştireceğiz. Bu sefer tüm açıklığıyla, gerçekçiliğiyle. Gerçek olduğuna inandığım için bekliyorum ya. Söylediklerin geçmiş zamanda kalmış olsalar da gerçekti. Benim için... Ve şu an da benim olmadığın, hatta olmayı bile istemediğin kadar gerçek. İstemiyorsun. Benim yanımda olmayı da benim olmayı da. Sabır ne güne durmuş, günler çuvala mı girmiş? Ee sabrederiz o vakit. Engelli olmak böyle bir şey herhalde. Kör olmak başta... sen bana gerçekleri ve olmayacakları üstünü örterek anlatsan da sadece benim görebileceğim gözlüklerle bakmak, bakarken görememek kör olmak deil de nedir? Sağır olmak... sesin dışındaki tüm seslere sağır olmak... sanki benim hayat pilimmiş gibi, şarj aletimmiş gibi... sadece senin sesini duymak ve ancak öyle hayata devam edebilmek. Bu odada veya başka bir yerde... bu sağır olmak değil de nedir? Dilsiz kalmak... konuşamamak... sen üzülme diye... sıkılma diye... hiç konuşmamak... derdini anlatamamak, içine atmak, hastalıklarla pençeleşeceğini bile bile konuşamamak. Bütün bunlar ruhani engeller değil de nedir? Herkesten farklı kılan bir şey var beni. Bir de beynim engelli benim ruhum gibi. Beynimin kalbime bağlandığı damarlarım, sinirlerim engelli. Sadece sana çalışıyorlar sadece senle çalışıyorlar. Belki de diğer şeylere çalışmıyorlar diye acıyorum bu kadar. Acıtıyorum kendimi bilerek. Çığlık atınca boğazım yırtılırmışçasına damarlarıma bir çizik atsam boylu boyunca yırtsam onları... içinden kan diye sen aksan. Gıyabında yanımda olmuş olur musun? Seni getirmenin, gelmenin, gitmenin bir çaresi yok mudur? Taş olsa sabrından çatlamaz mıydı? Ne yalnızım yahu... babam bile yok senin gibi. Senin benden fazla olarak kardeşin var. Bende o da yok. Hani var da yok sen gibi. Bak sen benden şanslısın. Benim senim bile yok. Sonra da suçluyorsun yalnızsın diye. Yanında annesi babası ablası olmayan kardeşimin bile halaları kuzenleri varken benim dertleşebileceğim bir kuzenim bile yok. Bir de sen yoksun. Sonra bana yalnızsın diyorsun. Mecbur muyum diyorsun. Hiçbir şeye mecbur değilsin sen. Ama benim ruhum sana mecbur. Engelli beynimde senle yaşadığım diyemicem çünkü seni hiç yaşamadım ben.. engelli beynimde senle geçen hatıralarımı canlandırıyorum önceden nasıldı diye tartıyorum ve şimdi nasıl böyle diye anlayabilmek için. Sen ne kadar düşünme desen de.. ben yine sözünü dinlemiyorum. Bir de bakmışım anlamışım ki ben sana mecburmuşum, hiç gitmemeliymişsin, hep sen olmalıymışsın olmasan da gerçekten. Sen hiçbir şeye mecbur değilsin. Ben hiç olmazsa seni bir kez görmek istemiştim, sarılamasam da senle aynı evde olamasam da aynı koltuğa oturamasam da bir kez görmek istemiştim. Ve şimdi ruhum ruhunla dans ediyor. Ben senin üç fotoğraflı hayalini görüyorum. Bu gece gelmeyeceğini biliyordum... çünkü ben senin nezdinde hiçbir şey hak etmiyordum........ Sabır!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)