12 Haziran 2010 Cumartesi

Bu Sefer Başlık Yok

uzunca bi yoldan ibaretti her şey. uzundu hikaye, upuzun… özlemler, beklemeler, sevgiler, konuşmalar hepsi çok uzun. ve uzundu sana gelen yol. kısaydı aslında ama gözümüzle uzun ölçtük biz onu gözümüzde büyüttük, uzun geldi... o yol boyu özledik. uzunca yıllar bekledik. hem yıl geçsin die bekledik hem de yıllar bizi yakınlaştırsın die. yakınlaştık... derken hep uzaktık. yol boyu uzaktık. o yolu beraber katettik, o yol boyu uzaktık. kurduğumuz cümleler uzaktı. imkansızlıklar yakınlaştı, bir bir yok oldu. uzaklaşıyorken daha çok yakınlaşıyorduk sanki. bir adım daha… işte kaldı son bir adım… yol uzak evet, bizim katettiğimiz yıllarımız da uzun... attığımız her adımda bir yaşanmışlık, o yaşanmışlığın getirdiği bir unutulmazlık ve hatta tecrübelerle büyüme var. farkındalıklardan kaçan büyük bir değişim var aslında. Yaklaştıkça büyüdük, değiştik. kimi zaman o uzaklıklar daha da uzak oldu, kimi zaman bir araya gelme sebebiydi. o uzun yolda ne büyük emekler vardı çift taraflı ve ne büyük körlükler vardı çift taraflı. iki yabancı gibi uzaktık da iki sevgili gibi yakındık hep. o uzun yolda, o katedilen uzun mesafede şarap tadında sıcak bir yakınlık vardı yıllar boyu.. kalplerimiz hep yakındı her şeye rağmen... yakın kaldı arzuyla. ve şimdi önümüzde uzun bir yol, uzun yıllar daha var. upuzun hayaller var beraberce kurulan, kurulmuş olan, gerçekleşmesi gereken... manen hep yakındık da madden yakınlaşmak için uzunca günler, geceler, özlemler vuslatlar, şişe dibine vurmalar gerekir hep. her uzaklık bir yakınlıksa eğer, zıt kutuplar zıtlıklar kadar uzakken, hep yaklaşmak istiyorlarsa birbirlerine; zıtlığınla, aynılığınla, farklılığınla, uzaklığınla hep yakınım sana! hep yakın kalacağım sana! hisset ensendeki nefesimi, hisset yakana yapışmış ellerimi, hisset kalbindeki sıcaklığı, beynindeki düşünceleri… gördün mü işte yaşamanı sağlayan ama her gün zarar verdiğin organların kadar yakınım sana! bi o kadar yakınsın bana sevgilim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder